• SDM ürünleri protein ve lif açısından zengin, karbonhidrat oranı düşürülmüş çok özel ürünlerdir. Ürünlerin satışında, kullanımında diyetisyen önderliği şarttır. Kaliteli protein, yüksek doyum ve lezzetli seçenekleri bir arada sunan SDM diyet protokolüne kliniğimizde bulabilir, bu eşsiz deneyimi uzman ekibimizle yaşayabilirsiniz.
  • Rezonans terapilerinin en çok bilinen etkisi iştahın kapanmasıdır. Asıl etkisi ise metabolizmanın dengelenmesi ve kilo vermeyi engelleyen ruhsal/fiziksel problemlerin ortadan kaldırılmasıdır. Bu işlem kişide bağımlılık ve benzeri bir durum yaratan maddelere karşı uygulanan ve o maddeye özgü elektromanyetik frekansların vücuttan “silinmesi” olarak anlatılabilecek bir işlemdir. Bu terapi karbonhidrat gurubu gıdalar üzerinden yapıldığında iştah azalır, kişi kolayca doymaya başlar. Kişinin yedikleri çok da büyük çaba sarfetmeden, otomatikman azalır. Ve tabi ki detoks! Silinmeyle beraber vücuda alacağınız suyla gerçekleşen temizlenme size eşsiz bir diyet planlamasına hazır hale getirecek.
  • Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “Sağlık; fiziksel, mental ve ruhsal olarak tam bir iyilik hali” olarak tanımlanmaktadır. Sağlığın korunması ve geliştirilmesinde sağlıklı beslenmenin önemi ise sayısız araştırma ile kanıtlanmıştır. Sağlığın sürdürülmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması için sağlıklı beslenmeyi bir yaşam tarzı haline getirmek gerekir. İnsan sağlığını etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar; genetik ve çevresel faktörler olarak sınıflandırılır. Genetik faktörler; aileden gelen faktörler iken, çevresel faktörler ise yaşadığımız çevre koşulları ve yaşam tarzımızdır. Çevresel faktörler içerisinde sağlığımızı etkileyen en önemli etmen ise beslenme tarzımızdır. Beslenme tarzımız; performansımızı, iyilik halini, psikolojimizi ve vücut ağırlığımızı etkilemek ile kalmaz aynı zamanda genetik olarak risk taşıdığımız bazı kronik hastalıklara yakalanma riskimizi azaltır veya arttırır. Doğru beslenerek; kronik hastalıklar nedeni ile oluşabilecek erken ölüm riskini de en aza indirmiş oluruz. Sağlıklı beslenme, hayatın her anında sürdürülmesi gereken bir eylemdir. Yemek yeme, sadece karın doyurmak değildir. Fizyolojik, psikolojik ve sosyal bir olgudur. Hayatın tatlarından uzak kalmadan, mutlu ve sağlıklı bir şekilde her istediğimiz besinden tüketerek yaşamamız ise ancak sağlıklı beslenme ilkelerini çok iyi bilmek ile sağlanabilir. bireysel Her bireyin günlük enerji ve besin öğesi ihtiyacı birbirinden farklıdır. Sağlıklı beslenme ilkeleri yaş grubu aynı olan bireyler için benzer olsa da, kişinin beslenme programının kendine özel olması gereklidir. Çünkü yaş, cinsiyet, vücut ağırlığı, vücut yapısı, hastalık durumu, kan bulguları, ekonomik durumu, yaşadığı ortam ve çalıştığı çevre, ulaşabileceği besin türleri ve beslenme alışkanlıkları gibi birçok etmen kişinin beslenme durumunu etkiler ve bütün bu faktörler göz önünde bulundurularak kişisel beslenme programı oluşturulmalıdır. Yaşamın her döneminde sağlığın korunması ve sürdürülmesini sağlamak için, bireyler sağlıklı beslenme ilkelerini ve kendilerine özel beslenme programlarının özelliklerini bilmelidir. Sağlıklı beslenmeyi öğrenmek ve yaşam tarzı haline getirmek ise, ancak bir beslenme ve diyet uzmanı ile birebir görüşmeler ile sağlanabilir. Her yaş grubu, her fizyolojik durum ve en önemlisi her birey için “KİŞİYE ÖZGÜ” bir beslenme programı olduğu unutulmamalıdır. Her birey nasıl tek ve kendine özel ise, beslenme programları ve diyetlerde ÖZEL olmalıdır.
  • Kurumsal Beslenme Danışmanlığı pek çok şirkette kullanılan sağlıklı beslenme eğitim ve uygulama hizmetidir. Bu program çalışanların ve yöneticilerin beslenme danışmanlığı, doğru kilo yönetimi, sağlıklı mutfak, sağlıklı menü seçimi ve satın alma, şirkette diyetisyen hizmeti ile özel eğitim programları ve seminerleri kapsar.

    Sağlıklı beslenme yaşamın her alanında doğru seçimlere bağlıdır. Kurumsal beslenme danışmanlığı çalışanların sağlıklı yaşamaları için önemli bir yatırımdır.
    Sağlıklı beslenme, çalışanların ve yöneticilerin verimliliğini ,şirkette başarı ve motivasyonu güçlendirir. Kurumsal beslenme danışmanlığı hizmeti alan çalışanların şirkete olan bağlılıklarının arttığını gösteren çalışmalar mevcuttur.

    Şirkette kurumsal beslenme danışmanlığı hizmetlerimiz başladığında;
    Beslenme uzmanı takibinde öneriler ile sağlıklı çalışanların oranı artmaya başlar
    Çalışanların hastalıklara bağlı işe gelmeme oranı düşer
    Kurumsal beslenme danışmanlığı çalışanların verimliliğini yükseltir
    Sağlıklı beslenme ve başarılı diyet eğitimleri sağlık harcamalarında düşüş ve buna bağlı sigorta payı ve poliçe satın alma da avantaj yaratır
    Doğru menü planlama eğitimine bağlı mutfakta oluşan atıklar aza iner
    Beslenme danışmanlığı ve özel diyet ile sağlıklı kilo kaybına bağlı işyeri kazaları azalabilir
    Özel beslenme danışmanlığı ile grup içi iletişim artar

    Beslenme danışmanlığı çalışanların sağlıklı olmaları konusunda kritik bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, şirketlerin kurumsal beslenme danışmanlığı ve sağlık eğitimi programlarına odaklanmaları gerekmektedir; son 5 yıllık veriler izlendiğinde obez bireyler bir senede 6 ile 9 gün sağlık problemleri nedeniyle izin almaktadır. Bunun için de en başarılı seçim kurumsal beslenme danışmanlığı ve sağlıklı diyet eğitim programı takibidir.

    Sağlıklı Beslenme danışmanlığı hizmetlerimiz ile çalışanlarınızın sağlığını koruyup iyileştirerek verimliliğini ve performansını arttırabilir, olası iş kayıplarını engelleyebilirsiniz.

    Çalışanlarınızın sürekli çabuk yoruluyor veya sürekli halsizlikten şikayet ediyor olması sağlıklı olmayan beslenme, demir eksikliği, gün içindeki dengesiz kan şekeri, aşırı kilo alımına bağlı olabilir.
    Bu sorunlar çalışanların sağlığını dolayısı ile performanslarını etkileyecektir. Başarıya giden çözüm; sağlıklı beslenme önerileri ve eğitim hizmetleriyle çalışanların sağlığını korumak hem de verimliliğini arttırmaktır.

    Hizmetlerimiz; gıda satın alma kuralları , mutfak eğitimi programı ve sağlıklı menü oluşturmak için beslenme danışmanlığını da kapar. Beslenme danışmanlığı her bireyin ömür boyu daha kaliteli beslenmesi için özel beslenme durumlarına göre eğitim verir. Örneğin
    Diyabet ve beslenme
    Kolesterol ve beslenme
    Gebelik ve beslenme
    Yüksek tansiyon ve beslenme
    Karaciğer yağlanması ve beslenme

    Diyet-D Beslenme Danışmanlığı olarak verdiğimiz hizmetlerimizle daha sağlıklı çalışanlara sahip olabilirsiniz.

  • Bilindiği üzere gelişen yiyecek sektörü ve artan teknoloji ile birlikte piyasada ortaya çıkan sağlıksız besinler, bilinçsiz yapılan diyetler, hareketsiz bir yaşam ile birleştiğinde kişilerin istenmeyen kilolar almasına neden olmaktadır. Bu istenmeyen kilolar da vücudumuzun sağlığının bozulmasına sebebiyet vermektedir. Bu sebeple sağlık bir yaşam istiyorsanız, sağlıklı kiloda olmanız şart. Sağlıklı bir kiloda olmanın yolu ise beslenme konusunda uzman kişiler ile birlikte size özel bir beslenme planı oluşturmaktan ve bu planı düzenli bir şekilde uygulamaktan geçiyor. Size özel beslenme planınız oluşturulurken kan değerleriniz, boyunuz, kilonuz, kas, yağ, sıvı oranlarınız gibi parametreler göz önüne alınır ve sizin için en doğru olan plan hazırlanır. Unutmayın ki diyet yapmak veya beslenme planına başlamak aç kalmak, yemek yememek değildir, düzenli ve sağlıklı beslenmeyi keşfetmektir. Fakat dikkat edilmesi gereken bir konu var. Kilomuzu ideal düzeyde korumak, kilomuzu ideal düzeye getirmekten daha önemlidir. Bu sebeple beslenme planını kısa süre uygulanacak bir program olarak düşünmemeli, yeni bir hayat tarzı olarak benimsemeli ve hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz.
  • Hamilelik insan yaşamında beslenmenin en önemli olduğu dönemlerden biridir. Bu dönemde bebeğin büyüme ve gelişiminin sağlıklı olması, annenin besin depolarının korunması için annenin yeterli ve dengeli beslenmesi gereklidir. Yeterli ve dengeli beslenme bireyin kilosuna, boyuna, fiziksel aktivite durumuna, yaşına, özel sağlık durumuna göre enerji ve besin öğelerinin ihtiyaçları kadar alınması ile mümkün olur . Özellikle gebeliğin 20. Haftasından sonra geçerli olmak üzere gereksinmeler artar. Bu artan gereksinimleri karşılamak için gebe kadınlara günde 300 kkal ek enerji verilmesi gerekmektedir. Gebelik süresinde alınan enerjinin %55-60 ı karbonhidrat, %15-20 si protein, %25-30 u yağdan gelecek şekilde beslenme örüntüsü en sağlıklı ve dengeli beslenmeyi sağlayacaktır.

    Gebelik döneminde alınması gereken ağırlık miktarları;

    •  Trimester 1-3 kg

    •  Trimester 4-5 kg

    •  Trimester 5-7 kg

     

    4.aydan sonra ayda 1 kg’dan az veya ayda 3 kg dan fazla alınıyorsa mutlaka sağlık kurumuna danışılmalıdır.
    Adolesanlar için gebenin büyüme ve gelişmesi de hesaplanarak ayda 1.5-2 kg ağırlık kazanımları normaldir.
    Unutulmamalıdır ki fazla beslenme de yetersiz beslenme kadar anne ve bebeğin sağlığına zarar verir.

    Gebeler için örnek menü

    Sabah : 1 su bardağı az yağlı süt

    1 adet yumurta veya 1 ince dilim peynir

    1 tatlı kaşığı pekmez veya bal

    Domates, salatalık vb.

    1 adet meyve

    1-2 ince dilim ekmek

    Ara : istenirse 1 porsiyon meyve

    Öğle : 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kurubaklagil yemeği

    1 porsiyon pilav veya makarna

    1 kase yoğurt

    Salata

    1-2 dilim ekmek

    Ara: 1 porsiyon meyve

    1 dilim börek veya kek (veya 1 dilim peynir + 1 dilim ekmek)

    Akşam : 1 porsiyon çorba

    2-3 köfte kadar et, tavuk, balık

    1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği

    Salata

    1-2 ince dilim ekmek

    Gece : 1 su bardağı süt

  • Büyümenin en hızlı olduğu yenidoğan döneminde bebeğin yaşantısında en önemli konu beslenmedir. Bu dönemde bebeğin büyümesi, gelişmesi için gereken tüm enerji ve besin öğelerini içeren ve bebeğe tek başına yeterli olan besin sadece anne sütüdür. Her annenin sütü kendi bebeğini büyütmeye yetecek kadar enerji ve besin öğesi içermektedir.

    Emzirmede annenin salgıladığı süt, aldığı besinlerin bir ürünüdür. Süt salgısı için gerekli besinler annenin kendi gereksinmesine ek sayılmalıdır. Emziren bir annenin beslenmesindeki amaç, kendi fizyolojik gereksinimlerini karşılayarak, vücudundaki besin yedeğini dengede tutmak ve salgılanan sütün gerektirdiği enerji ve besin ögelerini karşılamaktır.

    Emzikli kadınlar için enerji ve besin ögeleri önerilirken kadınlar arası kişisel ayrıcalıklar göz önene alınmalıdır. Sağlıklı bir annenin günde ortalama 700-800 ml süt salgıladığı esas alındığında emziklilik döneminde günlük enerji gereksinmesine 750 kkal ek yapılmalıdır. Bu miktarın 500 kkal si annenin yediklerinden 250 kkal si ise gebelikte kazanılan depolardan karşılanır. Bu ek enerjiyi almadığı takdirde annenin enerji ve besin öğesi yetersizliklerine bağlı olarak sağlığı bozulabilir veya süt üretimi azalabilir.

    Hamilelikte alınan kiloları çok önemsemeden özellikle ilk 3 ay enerji kısıtlaması yapılmadan annenin enerji ve besin öğesi bakımından yüksek beslenmesi sağlanmalıdır. Ancak süt olsun diye gereğinden fazla kalori almak veya şekerli unlu ve yağlı besinlerle beslenmek anneye sadece gereksiz kilo yapar ve süt salınımını attırmaz.

     

    Emzikli Kadınlar İçin Gerekli Günlük Besin Tüketim Miktarları

    BESİN GRUPLARI

    MİKTAR

    Süt, yoğurt

    2-3 su bardağı

    Peynir

    2 ince dilim (60 g)

    Et, tavuk, balık

    3-4 porsiyon

    Yumurta, kurubaklagiller

    1 porsiyon

    Taze sebze ve meyve

    5-7 porsiyon

    Ekmek

    4-6 dilim

    Pirinç, bulugr, makarna vb.

    En fazla 2-3 porsiyon

  • Çocukluk dönemi beslenmesi kendi içinde 2 dönemi kapsar; okul öncesi ve okul çağı çocuk beslenmesidir. 1 ) Okul Öncesi Çocuk Beslenmesi Okul öncesine denk gelen 1-6 yaş grubu çocukları kapsayan bu döneme ‘’oyun çocuğu” dönemi denir. Bu dönemde hızlı büyüme ve gelişme gerçekleşir. Sosyalleşme, fiziksel aktivite ve mental kapasite artar. Çocuğun yaşına göre gelişiminin sağlıklı olması için vücudunun gereksinimlerinin karşılanması esastır. Büyümenin sağlıklı olup olmadığı, vücut tartısı ve tartı artma hızı, boy uzunluğu ve boy uzama hızı, baş çevresi ve baş çevresi artma hızı, göğüs çevresi ölçüsü ve vücut bölümlerinin birbirine oranı ile, gelişme ise dişlerin çıkma değişme yaşı, kemiklerin olgunlaşma derecesi, nöromotor gelişme, cinsel gelişme, zeka ölçüm testleri ile değerlendirilir. Okul öncesi dönem beslenme alışkanlıklarının kazandırıldığı ve sağlamlaştırıldığı dönem olması yönünden çok önemlidir. Bu dönemde çocuk anne- babayı taklit etmeye başladığı için ebeveynler özellikle beslenme konusunda dikkatli davranmalıdır. Çocuğun tek besin türüne bağımlı kalmamasına dikkat edilmeli, besin çeşitliliği sağlanmalıdır. Çocuk zorlanmadan değişik yemek çeşitlerine alıştırılmalı, bu şekilde ileri yaşlara uzanan doğru yemek seçme alışkanlığı edinilmesine çalışılmalıdır. Amaç ; yaşına ve gelişimine uygun davranmak, besinlerin yararını öğreterek zorlamadan yeterli beslenmesini sağlamaktır. 1 2 ) Okul Çağı Çocuk Beslenmesi 6-12 yaş grubu çocukları kapsayan bu döneme ‘’ okul çağı çocuğu” dönemi denir. Okul çağı çocukları hala büyüme gelişme dönemindedir bu yüzden gereksinmelerinin tam karşılanmasına dikkat edilmelidir. Özellikle okulda beslenmesi takip edilmelidir, beslenme çantası hazırlanmalı dışardan besin tüketimi minimuma indirilmelidir. Yemekhanesi bulunan bir okulda öğrenci ise menülerin kimler tarafından hazırlandığı kontrol edilmeli yeterli ve dengeli beslenmesi sağlanmalıdır. Günlük enerjisinin yarısı karbonhidratlardan karşılanmalıdır. Şeker, meyve suyu gibi basit karbonhidratlar yerine koyu renk ekmek, makarna gibi posalı ve kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Hücrelerin büyüme ve gelişmesi, yapı ve onarımı için günlük protein ihtiyacının yarısı hayvansal kaynaklardan sağlanmalıdır. Çeşitli vitamin ve mineraller de okul çağı döneminde büyüme ve gelişmeyi desteklemektedir. Süt, süt ürünleri ve bazı yeşil yapraklı sebzelerden alınan kalsiyum genellikle çocukların diyetlerinde yeterli olmaktadır. Büyüme-gelişme döneminde kan hacminin artışının hızlanmasından dolayı çocuklar demire ihtiyaç duyarlar. Her gün 1 adet yumurta, 3 köfte kadar et/balık/tavuk ve haftada 3 kez 1 porsiyon kurubaklagil tükettiklerinde demir gereksinmeleri karşılanır. İştah azaldığı, besin alımının yetersiz olduğu durumlarda uzmana başvurularak vitamin –mineral kompleksleri kullanılabilir. ADOLESAN DÖNEM BESLENMESİ Ergenlik dönemi, çocukluktan erişkinliğe geçişi kapsayan önemli bir dönemdir. Ergenlik puberte ile başlamaktadır. Puberte kızlarda genel olarak 8-13 yaşlarında, erkeklerde ise 9-14 yaşlarında başlamaktadır. Adölesan gelişme çağı, fiziksel ve psikolojik değişikliklerle karakterize olmuş, bebeklik çağından sonraki ikinci hızlı gelişmenin olduğu bir dönemdir. Yetişkinlik dönemi boy uzunluğunun %15’i, vücut ağırlığının %50’si bu dönemde kazanılır. Büyüme sürecinde vücuttaki yağ, su ve hormon miktarlarında değişiklikler olur. Tüm bu değişiklikler ve hızlı büyüme nedeni ile enerji ve besin öğelerine olan gereksinim de artar. Adölesanlarda, enerji gereksinimi öncelikle iştah artışı şeklinde kendini gösterir ve öğün aralarında ilave besin tüketme isteği artar. Bu dönemde ev dışında yemek yeme eğilimi artar. Ana öğünleri atlama ve öğün aralarında gelişigüzel hızlı-hazır yemek yeme alışkanlığı oluşur. Adolesan dönem, sağlık konusunda davranış ve tutum gelişiminin sağlandığı önemli bir yaşam dönemidir. Adölesan döneminde kazanılan yanlış beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları kalıcı olabilmekte ve sağlığı yaşam boyunca etkileyebilmektedir. Büyüme gelişmesi normal, yeterli ve dengeli beslenen adolesanlar da, sağlıklı yetişkin bireyler olarak kaliteli bir yaşam sürmektedir. ADOLESAN DÖNEMDE YETERLİ VE DENGELİ BESLENME İÇİN GEREKSİNMELER ENERJİ : Enerji harcaması bileşenleri bazal metabolizma (BMR) veya dinlenme enerjisi (REE), fiziksel aktivite (FA) ve çocuk ve gençler söz konusu olduğunda büyüme ve gelişme (B+G) için harcanan enerjidir. 11-18 yaş arasındaki erkeklerin günde yaklaşık 2500-2800 kalori, kızların ise 2200 kalori almaları gerekmektedir. PROTEİN : Yetişkin insan vücudunun ortalama % 16’sı proteinden oluşmuştur. Bu depo şeklinde değil, çalışan ve belirli görevler yapan hücreler şeklindedir. Proteinler hücrelerin esas yapısını oluştururlar. Diyet enerjisinin %12-15’i proteinden sağlanmalıdır. Çocuk ve adolesanlarda protein miktarı kadar proteinin kalitesi de önemlidir. Toplam protein miktarının % 50’si hayvansal kaynaklı olmalıdır. Hayvansal kaynaklı bu proteinin %70-80’i yağsız süt ve ürünlerinden, % 20-30’u ise et, balık ve yumurtadan gelmelidir. Toplam proteinin % 50’lik diğer kısmının ise %25’inin ise kuru baklagillerden ve sebze-meyveden gelmesi önerilmektedir. KARBONHİDRATLAR : Yetişkin insan vücudundaki toplam karbonhidrat miktar› % 1’in altındadır. Karbonhidratların başlıca etkinliği enerji sağlamalarıdır. Günlük enerjinin çoğu karbonhidratlardan sağlanır. İnsan vücudunda karbonhidratlar çok az miktarlarda glikojen olarak depolanır ve gerektiğinde glikoz olarak salınır. Depo şeklinde bulunan glikojen vücut dokuları için kesintisiz enerji kaynağı olan kan glikozunun belirli düzeyde tutulması için gereklidir. Enerjinin % 55-60’ı karbonhidratlardan gelmelidir. YAĞ : Yetişkin insan vücudunun ortalama % 18’i yağdır. Genelde kadınların vücudunda erkeklere göre daha çok yağ bulunur. İnsan, harcadığından çok yediğinde vücudun yağ oranı artar, harcadığından az yediğinde ise azalır. Normal büyüme ve gelişme icin yağ ve yağ asitlerine gereksinim vardır. Yağlar toplam kalorinin %30’unu, doymuş yağ asitleri de %10’unu geçmemelidir.
  • Son yıllarda egzersiz ve spora ilgi giderek artmakta, dengeli ve yeterli beslenme, fitness, egzersiz ve spor programlarının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Müsabaka sporcuları, sedanter kişiler, sağlık ve fitness için egzersiz yapanların aynı besin ögelerine gereksinimleri vardır. Enerjinin karbonhidratlardan gelen oranı % 55-60, proteinden gelen oranı %10-15 dir. Enerjinin yağdan gelen oranı %30 dan az olmalıdır. Antreman ve yaptıkları spor yoğunluğuna göre, sporucların enerji ve sıvı gereksinimi daha fazla, enerji oranları aynıdır. Sporcuların her dönemde iyi bir beslenme programı izlemeleri gerekmektedir. Müsabaka öncesi, sırası ve sonrasında da kaybedilen enerji depoları yenilenmelidir. Müsabaka öncesinde ‘karbonhidrat yükleme’ işlemi uygulanmalıdır. Çünkü karbonhidratlar yüksek yoğunluktaki aerobik dayanıklılık egzersizleri için temel yakıttır. Kas ve karaciğer glikojen depoları sınırlıdır ve karbonhidrat yükleme işlemi ile bu depolar arttırılabilmektedir. Böylece yorgunluğun giderilmesi ve performans artışı sağlanmaktadır. Yoğun antrenman yapan sporculara müsabaka öncesi glikojen depolarının boşalımını önlemek için 5-7 gün boyunca 7-10g/kg/gün karbonhidrat tüketmeleri önerilmekte ve giderek antreman yoğunluğunun azaltılması beklenmektedir. Sporcular artan enerji gereksinimini karşılayan diyet tükettiklerinde vitamin-mineral gereksinimlerini de karşılayabilmektedir. 8 Müsabaka öncesi sporcular için sindirimi kolay besinler seçilmelidir. Ancak posa içeriği fazla olan çiğ sebze ve meyvelere, kepekli ekmeğe bu öğünde yer vermemek gerekir. Meyveler komposto şeklinde veya kabuksuz tüketilmelidir. Yağ içeriği yüksek yiyecekler, kızartma, kavurma tüketilmemelidir.Proteinden zengin yiyecekler azaltılmalıdır.Çok fazla miktarda şeker ve şekerli yiyecekler tüketilmemelidir.Gaz yapıcı etkilerinden dolayı süt ve yoğurt tüketilmemelidir.Müsabaka öncesi en son öğün 2–4 saat önce tüketilmelidir.Bol su, gaz yapıcı etkisi olmayan taze sıkılmış meyve suları, karbonhidratlı hazır solüsyonlar içilmelidir. Bu öğünde 2–2,5 su bardağı su ve müsabakadan 20–30 dakika önce ½ – 1 su bardağı su içilmelidir. Dayanıklılık gerektiren spor dallarında müsabaka sırasında düşen kan şekeri ve su kaybını karşılamak için şeker içeriği %2,5 dan fazla olmayan sıvılar yarım saat aralıklarla yarım veya 1 çay bardağı verilebilir. Müsabaka sonrasında ; sporcuların kas glikojen depolarının yenilenmesi en az 20 saat sürmektedir. Bu dönemde kolay sindirilip, emilen yiyecekler tercih edilmelidir. Bu yiyecekler karbonhidrattan zengin, düşük yağ içeren meyve, ekmek, tahıl gevreği, az yağlı süt, yoğurt, meyve suları sporcu içecekleri gibi yiyecek ve içeceklerdir. Kolalı içecekler ile çikolata, bisküvi, cips, yağlı süt gibi yiyecek ve içecekler gaz yapıcı oldukları ve midede uzun süre kaldıkları için tüketilmemelidir. Egzersizi izleyen 30 dakika içinde sporcuya 1–3 g /kg karbonhidrat tüketimi önerilmektedir. Egzersiz sonrası ilk 2 saat içinde kas glikojeninin yeniden sentez oranı arttığı için her 2 saatte bir 50 g karbonhidrat içeren yiyecek ve içecek ana öğün tüketilinceye kadar yenmelidir. İyi beslenen bir sporcunun avantajları; • Yüksek konsantrasyon ve dikkate sahiptir, • Performansları yüksektir, • Yapılan sporun etkinliği maksimum düzeydedir, • Hastalık ve sakatlanma oranı düşük, bu durumlarda toparlanma süresi kısadır, • Büyümesi ve gelişmesi beklenen düzeydedir. • Vücut ağırlığı ve vücut yağı önerilen sınırlarda veya bu sınırlara yakındır
  • Yaşlanma, anne karnından başlayarak yaşamın sonlanmasına kadar devam eden bir süreçtir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 65 yaş ve üzeri bireyleri “yaşlı” olarak tanımlamaktadır. Bu yaşa gelen bireylerde yaşlanma sürecine bağlı olarak vücut yapısının kompozisyonunda, organların fonksiyonlarında pek çok değişiklik meydana gelmektedir. En önemli değişiklik metabolizmanın yavaşlaması ve hücre yenilenmesinin gerilemesidir. Ayrıca tat ve koku duyusunda azalma, tükürük salgısında azalma, ağız ve diş problemleri, yutmada güçlük, mide fonksiyonlarında, karaciğer ve safra fonksiyonlarında, barsak fonksiyonlarında, bağışıklık sistemi fonksiyonlarında, sinir sistemi fonksiyonlarında azalma görülür. Bazal metabolizma hızı yavaşlar. Yaşlılıkta fizyolojik değişimlerin yanında ruhsal değişimler de yaşanmaktadır. Yaşlılığa bağlı hastalıkların önlenmesinde, geciktirilmesinde ve tedavi edilmesinde beslenme etkin bir rol oynamaktadır. Yeterli ve dengeli beslenme, fonksiyonel durumun sürdürülmesi ve sakatlıklardan korunmada önemlidir. Besinlerin önerilen tüketim miktarları kişiye özgü olarak değişmekte, bireyin yaşı, cinsiyeti ve fiziksel aktivite durumu bu oranları etkilemektedir. Öğün sayısı artırılmalı, az ve sık yemek yenilmelidir. Sabah kahvaltısı mutlaka yapılmalıdır. İdeal vücut ağırlığı korunmalı, besinler yoluyla alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki denge sağlanmalıdır. Yağlı besinlerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Kırmızı et yerine tavuk veya hindi eti tercih edilmelidir. 9 Haftada en az 2-3 kez balık tüketilmelidir. Hayvansal kaynaklı yağ tüketimi azaltılmalı, bitkisel kaynaklı sıvı yağlar tercih edilmelidir. Az yağlı veya yağsız süt ve yoğurt tüketimine özen gösterilmelidir. Kan şekerini hemen yükselten şeker, şekerli ve hamurlu besinler yerine muhallebi ve sütlaç gibi sütlü tatlılar tercih edilmelidir. Özel gün ve toplantılarda pasta, tatlı ve şekerleme tüketiminden olabildiğince kaçınılmalıdır. Her gün imkanlar dahilinde 5-7 porsiyon sebze ve meyve ile haftada 2-3 kez kuru baklagil yemeği tüketilmelidir. Kızartma ve kavurma yöntemleri yerine sağlık açısından daha uygun olan haşlama, ızgara ve fırında pişirme yöntemlerini tercih edilmelidir. Mümkün olduğunca yaşa uygun olarak fiziksel aktivite artırılmalıdır.
  • Günlük hayatta elimizde olmayan nedenlerden veya sağlıksız beslenmekten dolayı zaman zaman hastalıklara yakalanabiliriz. Özellikle diyabet, böbrek, barsak, karaciğer hastalıkları, kalıtsal hastalıklar gibi durumlarda diyet tedavisi son derece önemlidir. Diyet tedavisine başlanmadığı takdirde hastalıkların şiddeti artarak daha ileri boyutlara taşınabilir, yaşamımız olumsuz etkilenebilir. Böyle durumlarda sağlığımızı yeniden kazanabilmek ve yaşam kalitemizi arttırabilmek için vücudumuzun gereksinimlerini en iyi şekilde karşılamak birincil hedefimiz olmalıdır. Bu hedefimizi gerçekleştirmek ise beslenme üzerine uzman kişilerden yardım almaktan geçmektedir. Beslenme planı hazırlanırken hastalığınız, boy, kilo, biyokimyasal kan bulguları, kullandığınız ilaçlar, endoskopi sonuçları, beslenme öykünüz gibi parametreler göz önüne alınır ve size özel, en uygun beslenme planı düzenlenir. Düzenli bir beslenme ile bağışıklığınız güçlenir, vücudunuzdan zararlı toksinler atılır, hastalığın vücudunuzdaki rahatsız edici etkileri ortadan kalkar. Böylece daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sağlanmış olur. Bu nedenle hastalık durumlarında bir beslenme uzmanına danışmayı ihmal etmeyiniz.
  • Yeme bozuklukları, hem bedensel hem de psikososyal boyutu olan; kişinin yemek yeme alışkanlığı, vücut ağırlığı ve fiziksel görüntüsü ile ilgili düşünce ve yemek yeme davranışındaki bozukluklarla kendini gösteren bir durumdur. Genellikle ergenlik çağlarında ortaya çıkan yeme bozuklukları aşırı zayıf olma isteği, şişmanlıktan korkma, kendi vücut yapısını beğenmeme gibi davranışlarla kızlarda daha sık olmakla birlikte her iki cinsiyette de görülmektedir. Sık karşılaşılan yeme davranış bozuklukları; Bulimia Nervosa Anoreksia Nervosa Ortoreksia Nervosa Pregnoreksia Gece Yeme Sendromu ‘dur Yeme bozuklukları tedavi edilmediğinde ciddi sağlık problemlerine sebep olacağı için uzman doktor, diyetisyen ve psikolog eşliğinde takipler gerçekleştirilmelidir.

  • Menopoz, 48-55 yaş arası kadınların doğurganlık yeteneğinin kaybolduğu dönemdir. Beslenme durumu, sosyo-ekonomik durum, aşırı alkol ve aşırı kahve içilmesi menopozu etkileyen faktörler arasındadır.

    Menopozda, vücutta önemli değişiklikler oluşmaktadır. Bunların başında, hormonal değişiklikler gelir. Hipofizden salgılanan hormonlarda artış gözlenir. Düzgün adet görme ve üreme fonksiyonunu oluşturan sistemdeki bozukluklar nedeniyle yumurtalık fonksiyonu azalır. Bunun sonucunda kadın için önemli bir hormon olan östrojenler düşer, gonadotropinlerde artış ortaya çıkar ve kadında önemli sağlık problemleri gözlenir.

    Psikoendokrin Değişiklikler:   Bunlar baş ağrısı, sinirlilik, uyku bozuklukları, depresyon, aşırı terleme, halsizlik ve yorgunluktur.

    Ciltte Oluşan Değişiklikler:   Deride gevşeme, incelme, transparan bir görünüm, damarların belirgin hale gelmesi, yaraların geç iyileşmesi ve morluklar oluşur.

    Üregenital Sistemdeki Değişikler:   Östrojen eksikliğinde vajen epiteli de incelir.Mikroorganizmaların üremesine uygun hale gelir.

    Enerji Harcamasındaki Değişikler:   Menopoz döneminde vücutta oluşan bazı değişiklikler (hormonal değişiklikler vb.) nedeniyle enerji harcamasında azalma oluşur. Bunların sonucunda şişmanlık gelişir.

    Vücut Kompozisyonundaki Değişiklikler:   Vücut kompozisyonundaki değişmenin nedeni olarak; fiziksel

    aktivitenin azalması ve hormon düzeylerindeki azalma gösterilmektedir. Menopoz sonrası östrojen düzeyindeki azalma besin alımı, fiziksel aktivite seviyesi ve adipoz doku dağılımını etkileyebilmektedir.

    Menopoza girmiş kadınlarda kardiyovasküler hastalıklar, osteoporozis gibi hastalıkların gelişme riski fazladır. Kardiyovasküler hastalıkların gelişmesinde sadece östrojen hormonu değil menopoz öncesi kadının beslenme durumu (hayvansal kaynaklı yağların yüksek oranda tüketilmesi gibi), şişmanlık, sigara kullanımı da menopoz sonrası etkendir.

    Osteoporozis kemiklerden kalsiyum kaybının artması sonucunda kemiklerin kolaylıkla kırılması hastalığıdır ve menopoza girmiş kadınlarda daha sık görülür. Çocuk ve adölesanlarda kemik oluşumu kaybından fazladır. 30 yaşından sonra kemik kaybı başlar.Genelde kadınların kemik mineral yoğunluğu erkeklerden düşüktür.Kemik kaybı hızı menopozda önemli ölçüde artar. Menopozdan sonraki kemik kaybının esas nedeni östrojen yetersizliğidir. Yüksek düzeyde kafein, protein ve sodyum idrarda kalsiyum atımını arttırır. Fosfat içeren içeceklerin aşırı tüketilmesi de kemik yoğunluğunu azaltır. Antikoagulan, antiasit ilaçlar, alkol, barbitüratlar ve sigara osteoporoz riskini arttırır.

    Menopoz sonrası sağlığın korunmasında ve kaliteli bir yaşamın sürdürülebilmesi için beslenme ve yaşam şekli büyük önem taşımaktadır. Araştırmacılar, menopoz dönemindeki kadınlarda bazı özel besin ögeleri gereksinmesine işaret etmekle birlikte genelde sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve kalsiyumdan zengin; enerji, kafein ve yağdan fakir bir beslenmenin gerekliliğini kabul etmektedir. Diyetin mineral ve vitamin içeriği de yeterli olmalıdır.

    Menapoz dönemi beslenmesinde dikkat edilecek hususlar:

    •  Besin çeşitliliği sağlanmalı

    •  İdeal vücut ağırlığı korunmalı

    •  Enerji içeriği düşük, besleyici değeri yüksek besinler tüketilmelidir

    •  Posa tüketimi arttırılmalıdır

    •  Sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır

    •  Düşük yağlı ve düşük kolesterollü besinler tüketilmelidir

    •  Kalsiyum içeriği yüksek besinler tüketilmelidir

    •  Tuz tüketimi azaltılmalıdır

    •  Sıvı tüketimi arttırılmalıdır

    •  Alkol ve sigara içilmemelidir

    •  Fiziksel aktivite arttırılmalıdır

    e